Yeme
bozuklukları antik çağlardan bu yana değişen sıklık ve belirtilerle var
olmuştur. Yeme Bozuklukları (YB) modern çağın hastalıkları arasında, hızla
artan hastalık grubunda yer almaktadır.
Yeme
bozukluğu dediğimizde ve yeme bozukluğu adıyla yaptığımız araştırmalarda
sürekli olarak yeme bozukluğunun getirdiği beden imgesi bozukluğuna bağlı
anoreksiya nevroza (AN) ve bulimia nervoza (BN) tanımlarına ulaşırız. Fakat yeme
bozukluğunu temelde aşırı yeme ve hiç yememe olarak iki alt başlığa
ayırmalıyız. Çağımızda her yaş grubundan insan da büyük oranlarda “yeme
bozukluğu” problemi vardır. Fakat ne yazık ki çoğumuz yemek yemeyi bir ihtiyaç
olarak gördüğü için özellikle aşırı yeme bozuklukları fark edilememektedir.
Yemek yemek
elbette temel ihtiyaçlarımızdandır. Yaşam enerjisini bulabilmek adına besinlere
ihtiyaç duyarız. Ancak çağımızda yapılan araştırmalar ortaya koyuyor ki
özellikle bazı dönemlerde (self regulation - yeni dünyaya adapte olma -
ergenlik gibi stresli ve dönüm noktası teşkil eden) yemek yemek çoğu zaman
işlev kaybına uğruyor ve amacından sapıyor. Giderek halk arasında yaygınlık
kazanan fast - food (hızlı tüketim yiyecekleri) olarak adlandırdığımız yiyecekler
bu iddiamızı kanıtlar nitelikte çünkü bu fast - foodlarda vücudumuzun yaşam
enerjisi için ihtiyaç duyulan besinlerden ziyade vücudumuza ve hatta uzun
vadede yaşam kalitemize zarar veren besinleri vücudumuza sokuyoruz. Can
sıkıntısından yeme, iş başındayken atıştırma, televizyon keyfi yapma vb. gibi
ifadelerde yine işlevsiz yemek yemenin kanıtı niteliği taşır. Bu tarz ihtiyaç
dışı yemeler ve atıştırmalar içinde bulunduğumuz boşluğu, yaşadığımız stresi,
üzüldüğümüz durumu vb. gibi birçok durumu bastırmak - baskılamak amacıyla gerçekleşir. Bu bozuklukların daha net nedenlerinden bir diğeri insanlarla
olan ilişkilerdir. Bebekken dahi beslenmemiz aile ile olan ilişkiye bağlıdır.
Özellikle yemek yedirmek için aşırı çabalayan ebeveynlerin çocukları ailelerini
cezalandırmak istediklerinde yemek yemeyi reddedebilir. Bu ebeveynin
yemeğe başka anlamlar yüklemesiyle alakalıdır. Yemek yemeye sandığımızdan daha
çok önem veririz. Çünkü bütün insanlık için yemek yemek anatomik anlamda
içine almak demektir. Bunun sebebi ilk temasın ve ilk ilişkinin beslenme
(anneyi emmek) olmasıdır. Yine bu iddiayı kanıtlar nitelikte olan ve
çoğunluğumuzda görünen bir davranış vardır, özel buluşmalarımızı çoğu zaman
akşam bazen öğle yemeği ya da nadiren kahvaltı ile taçlandırma davranışımız. Böyle
yaparak karşımızdakine verdiğimiz değeri hissettirmek isteriz.
Yeme
bozuklukların diğer yüzü ise yukarıda bahsettiğimiz gibi bozukluğun beraberinde
getirdiği beden imgesi problemine bağlı olarak ideal beden ölçülerine ulaşma
amacının sonucu olan anoreksiya nevroza, bulimia nervozadır.
Günümüzde özellikle
kadınların yeme davranışı ve bedenleriyle ilişkileri karmaşık özellikler
göstermektedir. Pek çok genç kadın; sosyal baskı ve medyanın da etkisiyle,
bir değer ölçüsü haline gelmiş olan ‘ince’ bir bedene sahip olmak için bir
hayli emek harcar. Gelişmiş ülkeler ve Batı kültürünün etkisindeki toplumlarda,
beden ölçüsü, kilo ve görsel imgeyle çok fazla uğraşı, dikkati çekmektedir. Bu
uğraşı sıklıkla, yemekle ilişkinin değişmesiyle süre gitmektedir. Değişen ilişki,
diyet kliniklerinin sayıca artması, gazete, dergi ve televizyon programlarında
artan sayıda diyet önerileri, eczanelerdeki kilo kontrol ilaçlarını izleyerek
rahatça görülebilir. Basit bir estetik kaygıyla başlayan diyetler,
operasyonlar, egzersizler... sonu gelmeyen bir yolun başlangıcı olabilmektedir.
Kültürel
etkilerin baskısı altında, özellikle bireysel gelişim sorunları bulunan kişiler
için bedenleri, yaşamla ilgili baş edilemeyen birçok olumsuzluk ve güçlüğün
yaşandığı, mücadele alanı olma özelliği göstermektedir. Fiziksel çekicilik
ve mükemmelliğe fazla değerin yüklendiği çağımızda, özellikle kadınlar, sadece beden
ölçüleri ve görünümleriyle var olma çabasının bedelini hastalıkla
ödeyebiliyorlar…
Bedenlerimizi
hemen her gün çeşitli biçimlerde kullanırız, fakat onların hakkında pek sık
düşünmeyiz. Tersi; fiziksel olarak hasta olduğumuzda gerçekleşir. Bu
hastalıklar ya organik bir temele dayanır veya psikolojik olarak ya da stresle
ortaya çıkar, ‘psikosomatik bozukluk’ olarak tanımlanır. Yeme bozuklukları, psikosomatik
duyarlılıkların iyi bir örneğidir. Psişe ve soma arasındaki ciddi bölünme,
hastayı, bedeni ve iç dünyası arasında yaşanacak deneyimden uzaklaştırır.
Böylece, hastalar duygularını ifade etmek ve içsel gerilimlerini sözel olarak
anlatmak için yol bulamazlar. Bunun yerine, karmaşık duygusal yaşantılar,
bedenleri yoluyla kanalize olur. Kelimelere dökemedikleri duygularını sıklıkla
kusarlar (bulimiya nervoza) ya da bedenlerini ve duygularını birlikte reddetme
yolunu arayabilirler (anoreksiya nevroza).
Kaynakça ve
İleri Okumalar
- Toker, D. E., & Hocaoğlu,
Ç. (2009). Yeme bozuklukları ve aile yapısı: Bir gözden geçirme. Düşünen
Adam, 22(1-4), 36-42.
- YÜCEL, B. (2009). Estetik bir
kaygıdan hastalığa uzanan yol: yeme bozuklukları. İlk Söz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder